#tüm memre entry'leri
son 1 yılda ciddi ciddi düşündüğüm eylem. bunu yapmamdaki amaç öyle duygusal boşluk yahut ne bileyim saçma sapan şeyler değil. ben sadece bu hayatı böyle yaşamaktan sıkıldım. istediğim şeylerin olmamasından, ne yapsam bir boka yaramamasından. 30 yaşıma kadar es keza böyle geldim. bir 30 yıl daha böyle yaşayamam. artık tahammülüm kalmadı bazı şeylere. sahte insanlara, bu ülkeye, bu ülkedeki insanlara. şuan sadece yaşıyorum. nefes alıp veriyorum ama günden günde gücüm tükeniyor. o son raddeye geldiğimde neler olacak, göreceğiz.
boşandığı eşi tarafından, 10 yaşındaki kızı ile yemek yerken boğazı kesilerek öldürülmüştür. bu ülkedeki ne ilk ne de son kadın cinayetine kurban giden kişi olacaktır.
biz de bir süre onu konuşacak daha sonra unutacağız, tıpkı diğerlerine de yaptığımız gibi.
biz de bir süre onu konuşacak daha sonra unutacağız, tıpkı diğerlerine de yaptığımız gibi.
tuborg'un aldığı karşılaştırma.
bugün doğum günü olan güzel insan.
rammstein'ın ilham aldığı gruplardan biri olan alman endüstriyel metal grubu.
augen auf
Gott Ist Ein Popstar
sandman
gibi popüler şarkıları vardır.
augen auf
Gott Ist Ein Popstar
sandman
gibi popüler şarkıları vardır.
5 yıldır çantası ve tshirtünü kullandığım firma. verdiğiniz parayı hak ediyor kesinlikle.
fikret kuşkan'ın nasıl muhteşem bir oyuncu olduğunu iyice kafamıza kazımıştır bu film. mevlüt demiryay da bir o kadar etkileyicidir. 90'lı yıllarda böyle bir film çekilmiş olması da ayrı bir olay. günümüzde çek bakalım böyle bir film?
2000'li yılların başında türkiye'de bayağı bir ünlü olan yazardı. o zamanlarda lise okuyup da onun kitaplarını bitirmeyen yoktur heralde.
1623 - 1640 yılları arasında hüküm sürmüş, osmanlı'nın son mareşal padişahı. ordu başında savaşa katılıp savaşan son padişahtır. osmanlı'nın 1922 yılında yıkıldığını varsayarsak yaklaşık olarak 280 yıl hiçbir padişah orduyla beraber savaşmamıştır.
travmatik bir çocukluk geçirmiştir. abisi genç osman'ın öldürülüşü, amcası deli ibrahim'in tahta çıkışı ve indirilişlerini görmüştür. çocuk yaşta tahta çıkmış resmen orada da büyümüştür. ondan önce bozulan devlet otoritesini ve yeniçerileri hizaya getirmiş az da olsa bir huzurlu zaman yaratmıştır. fiziki olarak en güçlü osmanlı padişahıdır. gürzüyle kelle alması ünlüdür. içki, tütün ve kahve yasaklarıyla ünlüdür. ironik olan ise yasakladığı şeylere kendisi aşırı bağımlıdır. ölümü de siroz hastalığından olmuştur.
travmatik bir çocukluk geçirmiştir. abisi genç osman'ın öldürülüşü, amcası deli ibrahim'in tahta çıkışı ve indirilişlerini görmüştür. çocuk yaşta tahta çıkmış resmen orada da büyümüştür. ondan önce bozulan devlet otoritesini ve yeniçerileri hizaya getirmiş az da olsa bir huzurlu zaman yaratmıştır. fiziki olarak en güçlü osmanlı padişahıdır. gürzüyle kelle alması ünlüdür. içki, tütün ve kahve yasaklarıyla ünlüdür. ironik olan ise yasakladığı şeylere kendisi aşırı bağımlıdır. ölümü de siroz hastalığından olmuştur.
öncelikle kahvenin hikayesini ele almak lazım. kahve aslında yemen'den gelen bir bitki. bize suriyeli tüccarlar tarafından çekirdek halinde geliyor. yemende ise içimi biraz daha farklı. bizim gibi çekirdeği kavurmuyorlar. biz hem kavurup hem de öğütüyoruz. türk kahvesini diğerlerinden ayıran nokta budur.
kahve bir şekilde geliyor, nasıl içileceği bulunuyor ve akabinde kahvehaneler açılıyor. çaydan yaklaşık olarak bir 400 yıl önce kahve gündelik içeceğimiz oluyor. kahvenin etkilerinden biri olan yüksek uyku eşiği ise bazı din adamlarını harekete geçiyor ve yıllarca kahveyi ve kahvehaneleri yasaklamaya çalışıyorlar. bu amaçlarına da dördüncü murad han zamanında ulaşıyorlar.
avrupa'dan yaklaşık olarak bir 200 yıl önce oluşan kahve kültürümüz, yasaklar ve baskıcı rejimlerle sekteye uğramış, 18 ve 19. yüzyılda ise tekrar yükselmeye başlamıştır.
ilyaz bingül şöyle bahsetmiştir ;
“kahvehane, 16. yüzyıl istanbul’una damgasını vuran bir mekandır; çünkü mekanın ilişkileri, nesneleri ve akıp giden zamanı içindekiler için anlamlı kılma özelliğinin en yoğun biçimiyle deneyimlendiği kahvehane, şimdideş yaşamın sınırlamalarından, kısıtlamalarından sıyrılmış insan teklerinin sırlarını içerir; kahvehanedeki gövde bir başına orada bulunuşuyla -hamamda, çarşıda, kışlada, evde vs. oluşundan farklı olarak- şimdideş yaşamı çeşitlendirir; bu kişilerin oluşturduğu toplulukta yer tutan (türkiye türkçesinde de konuşmak; kon(/y)mak, yer tutmaktır) yüzer-gezer gövde-imgelerde savaş, şölen, ibadet türünden belli bir amaca ve nedene yönlendirilmiş bu ‘arkaik’ kalabalıkların tersine, her türlü kolektif eylem oluşumlarının gizli tohumları saklıdır; mesela şamanist “gizli erkek dernekleri”nin –kim bilir.”
“kahvehaneden önce birbirlerinin dar grupları içinde kümelenen tekil söz’lü kimlikler, kahvehanelerde yabancı, buralı olmayanlarla aynı zamanı ve aynı mekânı kullanıyorlardı.”
“şehrin kendini öbür yerleşim (köy, kasaba) birimlerinden ayıran en belirleyici öğelerinden biri olan ‘karşılaşma’ yada görünen ‘öteki söz’ yepyeni bir sosyolojik olgu olarak dikilir kahvehanedeki ‘göz’ün önüne.”
“‘kahvehanedeki göz’ün “temaşa”yı bir bilgi türü olarak yaşantısına kattığını söyleyebiliriz.”
“kahvehane karagöz’ün yayılmasında ‘matbaa’ işlevi gördü.”
“gerçekten de kahvehanede bir tür elçilik etkinliği gerçekleşir: başka bir zaman ve yere ait bir hikayeyi bugüne getirip seyircilerin gözlerine ve kulaklarına sunar.”
“küçük bir kasabada bile caminin dolayına kurulan kahvehane, birkaç ağacı ve onun sunduğu gölgeliğiyle oracıkta açtığı ufacık uzamı kolaylıkla, insanların orada birbirleriyle buluşmalarına olanak veren meydana dönüştürür. …. “yitik adamlar”ın hareket alanı şehir uzamında sınırlanırken, yersiz-yurtsuz mahalle yerleşimleriyle dıştan, kahvehanelerle içten şehrin uzamını genişletirler.”
kahve bir şekilde geliyor, nasıl içileceği bulunuyor ve akabinde kahvehaneler açılıyor. çaydan yaklaşık olarak bir 400 yıl önce kahve gündelik içeceğimiz oluyor. kahvenin etkilerinden biri olan yüksek uyku eşiği ise bazı din adamlarını harekete geçiyor ve yıllarca kahveyi ve kahvehaneleri yasaklamaya çalışıyorlar. bu amaçlarına da dördüncü murad han zamanında ulaşıyorlar.
avrupa'dan yaklaşık olarak bir 200 yıl önce oluşan kahve kültürümüz, yasaklar ve baskıcı rejimlerle sekteye uğramış, 18 ve 19. yüzyılda ise tekrar yükselmeye başlamıştır.
ilyaz bingül şöyle bahsetmiştir ;
“kahvehane, 16. yüzyıl istanbul’una damgasını vuran bir mekandır; çünkü mekanın ilişkileri, nesneleri ve akıp giden zamanı içindekiler için anlamlı kılma özelliğinin en yoğun biçimiyle deneyimlendiği kahvehane, şimdideş yaşamın sınırlamalarından, kısıtlamalarından sıyrılmış insan teklerinin sırlarını içerir; kahvehanedeki gövde bir başına orada bulunuşuyla -hamamda, çarşıda, kışlada, evde vs. oluşundan farklı olarak- şimdideş yaşamı çeşitlendirir; bu kişilerin oluşturduğu toplulukta yer tutan (türkiye türkçesinde de konuşmak; kon(/y)mak, yer tutmaktır) yüzer-gezer gövde-imgelerde savaş, şölen, ibadet türünden belli bir amaca ve nedene yönlendirilmiş bu ‘arkaik’ kalabalıkların tersine, her türlü kolektif eylem oluşumlarının gizli tohumları saklıdır; mesela şamanist “gizli erkek dernekleri”nin –kim bilir.”
“kahvehaneden önce birbirlerinin dar grupları içinde kümelenen tekil söz’lü kimlikler, kahvehanelerde yabancı, buralı olmayanlarla aynı zamanı ve aynı mekânı kullanıyorlardı.”
“şehrin kendini öbür yerleşim (köy, kasaba) birimlerinden ayıran en belirleyici öğelerinden biri olan ‘karşılaşma’ yada görünen ‘öteki söz’ yepyeni bir sosyolojik olgu olarak dikilir kahvehanedeki ‘göz’ün önüne.”
“‘kahvehanedeki göz’ün “temaşa”yı bir bilgi türü olarak yaşantısına kattığını söyleyebiliriz.”
“kahvehane karagöz’ün yayılmasında ‘matbaa’ işlevi gördü.”
“gerçekten de kahvehanede bir tür elçilik etkinliği gerçekleşir: başka bir zaman ve yere ait bir hikayeyi bugüne getirip seyircilerin gözlerine ve kulaklarına sunar.”
“küçük bir kasabada bile caminin dolayına kurulan kahvehane, birkaç ağacı ve onun sunduğu gölgeliğiyle oracıkta açtığı ufacık uzamı kolaylıkla, insanların orada birbirleriyle buluşmalarına olanak veren meydana dönüştürür. …. “yitik adamlar”ın hareket alanı şehir uzamında sınırlanırken, yersiz-yurtsuz mahalle yerleşimleriyle dıştan, kahvehanelerle içten şehrin uzamını genişletirler.”