#tüm eg0master entry'leri

Yolda yürürken insanların sizinde onlardan farklı bir insan olmadığınızı bilerek yargılamadan bakması ve gülümsemesi (engelli, sakat, sırt çantalı, şortlu, türbanlı saçı uzun kısa, küpeli vs vs genelde şehir değiştirirken bile insanlar gözleriyle yargılıyorlar) bunlar yoksa ülke güzelleşir zaten. (bkz: önyargıları kıralım)
22 yaşındayım. Bir kadınım ve bu yaşıma kadar etrafımdaki çok büyük bir yüzdelik kesime nazaran bu işe hiç girişmedim. İnstagram Twitter snapcet ve daha adını bilmediğim tonlarca sosyal medya var. Neden girişmedim peki neden sadece facebook. Ya da Facebookuma (ne biçim yazdım böyle ya) bakarsanız ne bir resmim ne de bir paylaşımım vardır. Peki why? Çünkü bu oluşumlar çıktıkça insanlar samimiyetsizleşti azizim. İnsanlar sadece ego kasmak için bu oluşumlarla bir birileriyle yarışır oldular (dipnot : ismimdeki eg0 ego değil *) tek amaç bu. Kaç beğeni alır kaç takipçim olur derdine düştüler. Ne kadar gerekli bu? Bence hiç. Bu tür oluşumları bilgi alışverişinde kullanan insanlara lafım yok olamaz da zaten. Peki siz diğerleri? Bi düşünün bence
"İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım"

Çok çok çok sevdiğim şair ablamızdır. Sizde sevin siz de okuyun
Boşta kalmamak için okuyorsan bir bölümü okuma hiç okulu bitirince yapmak istemiceksin. Sevdiğin ama iş imkanı olmayan bölümü de okuyacaksan onu burda okuma. Parana ve emeğine yazık etme
Yerinde olan küfür aslonlan küfürdür. Erkekte olsa kadında olsa o küfür o anda edilmeliyse edilmelidir. Meyve sebze satar gibi küfür etmek ise.. Ne biliyim yani cahil işi ve küfürü üstünlük sanan tiplerin kendilerini avutma biçimleri
Toplaşın gezgin insancıklar. Size ne kadar saçma ve aptalca hissettiğim bi konu hakkında itirafta bulunucam. (bkz: eg0dan hikayeler) de bugün. Bundan iki buçuk üç sene önceydi. Üniversite de final sınavlarında genellikle kütüphanede sabahlardım. O günlerden biriydi yine. Çok çok kitap okumuş artık bunalmış, gözlerim isyan ediyordu. Ankaranın ayazında ne kadar kütüphane de olsa içerisi soğuktu. Yorgunluk ve soğuğa dayanamamaktan olsa gerek kütüphanede ki koltuklardan birinde uyuyakalmışım. Uykum da ağırdı o zamanlar. Ben uyurken bi beyfendicik montunu örtmüş üzerime. Uyandığımda üzerimde çok güzel kokan mavi bir erkek montu buldum. Etrafımda bakındım oradakilere sordum ama sahibi yoktu. Ben de bi kağıda çok teşekkür ettiğimi filan yazıp cebine koydum ve montu kanepe de bırakıp üst kata çıktım. Biraz sonra (bkz: merakımdan ölüyorum tabi bu süre zarfında) tekrar aşağıya indim ve mont halen oradaydı. Dur bi bakayım cebine dedim. (montu sahiplendim o an herhalde. O cep bana ait gibi bişiydi) Notumun arkasında başka bi yazı vardı. Rica ederim prenses gibi şeyler yazıyordu. (bkz: yaşlılıktan olsa gerek) çok hatırlayamadım yazıyı. Ben de tekrar birşeyler yazdım ve gittim. Ve sonra baktığımda mont gitmişti. Ee eg0 itiraf bunun neresinde derseniz de şimdi oraya geliyorum. * geçenlerde zamanında aynı üniversite de sürekli gördüğüm ama hiç konuşmadığım birisine denk geldim o çok kullanmadığım sosyal medya üzerinden. ( facemde resmim olmadığı için benim o olduğumu bilmiyordu) Öyle sohbet muhabbet derken anılardan konuşurken bu yaşadığım olaydaki mavi montlu çocuk olduğunu öğrendim. Ve onu okulda her gördüğümde uzaktan şöyle uzunn bi ahhh çekiyordum bi aralar. Ve bu o kişiymiş ama öğrenince ona söyleyemedim. Öyle işte *