edirne’nin keşan ilçesine bağlı olan mecidiye köyünde yer alan kamp alanı. keşan ilçe otobüs otogarı ve köy garajından erikli/mecidiye köy minibüsleri ile ulaşım imkanı bulunuyor. ister bungalovlarda ister arka tarafında yer alan düzlükte çadır kurarak konaklayabilirsiniz. yiyecek içecek hizmeti tümüyle tesiste karşılanıyor. işletme içerisinde vakit geçirebileceğiniz okçuluk, kano ve tüplü dalış gibi etkinlikler de bulunuyor.

gelelim madalyonun öbür yüzüne; cahildim dünyanın rengine kandım misali instagramdaki fotoğraflara aldanıp sevdicekle gittik. işletme sahibinin sabah erken gelmemize binaen bu saatte ne işiniz var diyerek bizi sıcacık karşılamasıyla tesisin aslında şişirilmiş bir balon olduğunu anlamamız çok sürmedi. işletmecilik maalesef zayıf. sadece gidip bi çay, kahve içip yeteri kadar story yüklemesinden sonra dönün derim. kalacaksanız da maksimum 1 gün kalın. bi de evlilik teklifi için falan sömürebilirsiniz işte. onun dışında ı ıh. puanım 1.
aşılan bir tür eşik, erilen bir sır gibidir.
beraber aynı çatı altında kaldığın, aynı ekmeği ve başka şeyleri paylaştığın kişiler, dönem arkadaşları, sana rehberlik eden hocalar, sana temas eden - sana ve bu aleme fazlasıyla aitmiş gibi görünen o kimseler ölünce de insanın tuhafına gidiyor. ben bu kişilerin ölümlerini genellikle bir google ve ya da facebook taramasıyla öğreniyorum. ya bu na'pıyor diyorsun veya o'nun hayatıyla, ya da ait olduğu ortamla ilgili bir ayrıntıyı teyit etmek için bir göz atayım diyorsun... ve öğreniyorsun ki meğerse adam ölmüş.. artık eskisi kadar şaşırmıyorum. demin yine bir arkadaşın öldüğünü öğrendim. bu yaz ölmüş; trafik kazası. mezun olalı çok olmadı. insan ister istemez, ne uğruna yaşıyoruz, ne uğruna ölüyoruz diye sormadan edemiyor. hadi bi hocam da ölmüştü ama adam belli bi iz bıraktı. ya o genç çocuk ve çocuklar... lümpen-bohem bir arkadaşımızdı, ben de biraz öyleydim. lümpendik, en azından hayatımızın kesiştiği o aylarda. çulsuzduk, gerçi ben hala çulsuzum, o da ölü.. hep intihar edelim atlayalım diyordu, hayat mı lan bu, ne halt yiyeceğiz, derdi haklı olarak. belki de intihardır; sürmüştür ölümün üstüne üstüne.. ya da sadece kafası güzelken trafiğe çıkmıştı -ki oda bir tür intihardır - ölümün önünü açmak demek oluyor. belki de hayatını düzeltmişti, kendine çeki düzen vermişti, sadece talihsiz bir kazaydı o... sonuçta kendi çapında çabalıyordu, madde bağımlılığına, uzatılan okula, aşk acısına rağmen hayatın içinde olmak, hayattan keyif almak, bir biçimde bu alemin bir ucundan tutmak istiyordu.
2 yıl öncesinden tanıdığım o kişiye yakışır şekilde ve yaşta öldü, bu ifadenin ahlaksız göründüğünün farkındayım ama neylersin ki ben öyle görüyorum. belki o da hak verirdi, ya da hahasiktir lan derdi. hayat işte kimi tanıdıklarım tok kapı sesli araba alıyor (kesinlikle kıskanmıyorum), kimisi ölüyor, ben de face'ten iş ilanlarına falan bakıyorum. ama ölümün bu kadar yakın olması fazlasıyla, tuhaf ve iç karartıcı oluyor.

edit: birkaç ay da olsa; beraber tinder'dan grup şeklinde hatun düşürmeye çalıştığımız, kıza gif attığım için bana kızan, otostop çektiğimiz, sefaleti ve yalnızlığı paylaştığım, bir takım bitkilerini suladığım o adam artık yok. öyle bir algı oluyor ki bazen; sanki hasbelkader -bir biçimde- elimden tutan herkes ölüyor.
nereye acele ediyordun be bilader, ölmeseydin de gene birbirimizi arayıp sormasaydık.
içinde olan kafein sebebiyle çay ve kahvenin bünyelerde yarattığı rahatlatıcı etkidir. çok içildiği takdirde ise keyif gider kalp çarpıntısı başta olmak üzere vücutta zararlı etkiler görülebilir. (kalbin tık tık yapması)

bir makalede okuduğum kadarıyla da aynı orandaki kahvede çaydan 4 kat daha fazla kafein bulunuyor ki kahveyi tüm dünyada en tutulan içecek olduğunu açıklamaya yatıyor.
içene afiyet olsun.
cem yılmaz bir gösterisinde, nasreddin hocanın sözünü söyleyerek (parayı veren düdüğü çalar) eğer haluk levent bu düşünceyle hareket etseydi şimdiye vurgun yapmıştı demesi üzerine, bu olayın haluk levent'e cem yılmaz vurgun yaptığını söyledi şeklinde iletilmesinin meydana getirdiği tartışma, ülkem insanı da linç etmeyi hiç sevmez tabi, iki güzel insan boş bir yanlış anlamayla karşı karşıya getirilmiş oldu
benim 3 kız yeğenimden en ufak olanının yaşadığı ikilem.
köftehor hem zart diye osuruğu salıyor hem de çıkan ses güvensiz ortam yarattığı için ağlamaya başlıyor. yok kuzum sen yapmadın, hariçte atom bombası atıldı!
ebeveyn olmak zor zanaat, olana muvaffakiyet dilerim.
sesini kapattığında normal olan ama sesi açıkken yükselen alçalan ses efektleriyle kalp atışını hızlandıran filmlerdir, mesela kadın gelen tıkırtılar üzerine yerinden kalkıp kapıyı açmaya gidene kadar öyle bir müzik verilir ki normal kapı açılışından bile korku yaratırlar ama sesini kapatın kadın yerinden kalkıp kapıyı açmaktadır sadece, ses her şeydir bu tarz filmlerde
tarihin tozlu sayfalarına karışmış acı dolu bir hadisedir.
hatta ve hatta "bugün buralar finans merkezi olacak" diye bir taraflarını yırtanların "burada ne olmuştu" diye sormanız durumunda dut yemiş bülbüle dönecekleri elim vakadır.

1993 yılının 28 nisan'ında hekimbaşı'nın çöplük olarak kullanılan alanında büyük bir facia yaşandı. istanbul'un anadolu yakası'ndan toplanan çöplerin depolandığı açık arazide, sabah saat 09.30 sıralarında şiddetli bir patlama meydana geldi. hemen ardından, yanardağdan püsküren lavlar gibi akan binlerce ton çöp, kazım karabekir mahallesi'ndeki derenin kenarında bulunan gecekonduların üzerine kabus gibi çöktü. 11 gecekondunun ortadan kaybolduğu korkunç olayda, büyük bir alanı kaplayan çöpler, tam 39 kişiyi yuttu.
alıntıdır.
Bireylerin ufkunu açması açısından sahip olması gereken şeydir. Eleştirel bir yaklaşım gelişimi tetikler. Toplumsal kalkınma işin her bireye aşılanması gereken bir bakış açısıdır. Eleştirelden kasıt yargılayıcı olmak değildir. Eleştirellik insana bir şeyin daha iyi olmasını sağlamak için enerji verir. O fikrin ya da nesnenin daha iyi olması açısından eleştiriye ihtiyacı vardır. Başka türlüsü kişiyi inandığı fikre körü körüne bağlar. Bu sebeple olması gerektiği gibi her düşünceye ve fikre eleştirel yaklaştım. Çoğu zaman en çok kendi inandığım fikre ve kendime eleştiriyle yaklaştım. Çünkü hep iyiye gitmeyi hedef edindim. Bu hedef için kendimi her şekilde eleştirmeyi gerekli görmekteyim.
diziler bağımlılık yapar, bir bölüm,bir sonraki bölüm, diğer sezon derken aşırı zaman alan bir aktivitedir. hele bide sürükleyici ise sonraki bölümü yarına bırakmak istemezsin dolayısıyla bilgisayarın başında çok uzun zamanlar geçirirsin farkında bile olmadan ama filmler öyle mi izliyorsun çat bitiyor mis gibi, devamını aylarca beklemek yok, çok zaman kaybı yok ,bu sebeptendir dizilerle pek aram yoktur efenim sonuna kadar filmciyim