Beyoğlu’ndaki modern sanat eserlerin yer aldığı müze.
Eczacıbaşı ailesinin öncülüğünde, İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından kurulan müze türkiye’nin ilk modern sanat müzesi olma niteliği taşımaktadır.

Edit: geçtiğimiz şubat ayında gidip gezdim. Kesinlikle görülesi bir müze.
argo diliyle doğal ve son derece akıcı olan insanın içindeki şiddet dürtüsünü ortaya koyan ve kötü dediğimiz insanlarla bir çeşit empati kurduran anthony burgess in yazdığı daha sonra stanley kubrick in filme uyarladığı kitap
bana göre altın çağını kendisine ''russkiy rock'' denilen dönemde, 1980'lerin sonunda yaşamıştır (kısmen1 1990larda da yankılanmıştır).

kino, ddt, chaif gibi gruplar ortaya çıktı.

yanka dyagileva, grazhdanskaya oborona gibi yeraltı meczupları zuhur etti. karşı-kültür diyorlar sanırım. yani ''kültür'' değil ama başka bir şeydi bunlar.

o dönem, zihniyet olarak biraz eskinin türkçe rapini andırıyordu. neticesinde; lokal, melankolik, nihilist, az biraz protest, bol metaforlu eserler veriyorlardı. ve evrenselleşmediler, ki gerek de yok zaten. halk müziği evrenselleşmez. son ''halk ozanları'' idiler.
saraybosna'da bulunan hostel.
konumu dışında her şey süper. 2 kişilik, geniş, kendinize ait banyolu odaları var. odalarda tv,klima, çift kişilik büyükçe bi yatak, dolap vs var. hostele girerken ayakkabıları çıkartıp giriyorsunuz. ortak alan kullanımında kağıt oyunları, bilgisayar var, balkon da şehrin karşı kısmının manzarası var, mutfakta yemeğinizi yapıp burada yiyebilirsiniz.
Müthiş derecede herşeyi yapabileceğinizi düşünmeniz sağlayan his. Çevrenizde gazlamak için sen sivaslısın yaparsın diyebilir
toplantıdan etkin bir sonuç elde edebilmek için uyulması gereken kurallardır. mümkünse geç kalmamak, karşındakinin sözünü kesmeden dinlemek, konudan tabii ki ara ara sapılır ama bunu abartmamak vs... zaten hepimizin bildikleri. ama 1 ay önceden planlanan bir toplantıyı 3 gün önceden iptal edip, yeni toplantıyı 1 ay sonraya atmak; o toplantının tarihinden 3 gün önce yine iptal edip yeninden 1 ay sonraya randevu vermek nedir ya? saygısızlıktan başka bir tanımını bulamıyorum bunun. ne diyeyim, bitin inşallah!
Çobandede köprüsü; erzurumun Köprüköy ilçesinde bulunan Anadolu Selçuklu Devleti'nin mi yoksa İlhanlılar Devleti'nin mi yaptırdığı tam olarak bilinmeyen köprü. Köprü pasin suyu ile Aras nehri'nin birleştiği yerde kurulmuş. Köprü 7 kemerden oluşuyor ama bir tanesinin üzerinden yol geçmiştir. Bu yüzden şu an 6 kemerden ibarettir. doğu ekspresinin geçiş güzergahında yer alıyor köprü. Bu sebeple Erzurum'dan ağrı veya Kars'a gidiyorsanız köprüyü görmemek pek mümkün değil. Ama köprünün asıl keyfi gün doğumunda ve gün batımında yaşanıyor. O kesme taşlara vuran ışığın rengi ve köprünün nehir üzerindeki yansıması muhteşem bir seyirlik oluşturuyor.

Köprü üzerinde bir çok rivayet var. Bunların en meşhuru köprünün bir ayağında define olduğuna dair. Hatta yakın zamanlarda yapılan restorasyonun bile define aramak maksadıyla yapıldığı düşünülüyor. Çok şükür bulunduğuna dair bir inanç var ki köprüyü rahat bıraktılar.

Köprünün bir de efsanesi var hatta ismini bile bu efsaneden alır: zamanın beylerinden biri Aras nehri üzerinde bir köprü yaptırmak ister. Dönemin mimarlarını toplar ancak uzun uğraşlara rağmen köprünün ayaklarını bir türlü oturtamazlar. Günlerden bir gün dağ tarafından çoban kılıklı bir adam gelir mimarlara doğru yönelerek asasıyla 7 yeri işaretler ve gider. Tabiki mimarlar adamla dalga geçerler. Sonra alay etmek maksatlı olayı beye anlatırlar. Bey o gelenin hızır olabileceğini söyler ve onun gösterdiği yere köprünün yapılmasını emreder. O çoban kılığındaki Hızır'ın gösterdiği 7 yere köprünün ayaklarını oturturlar. Böylece onun anısına da köprünün adına çobandede köprüsü koyarlar.

Çobandede köprüsü 2000'li yılların başına kadar kullanımdaydı. Sonradan 50 metre ötesine köprü yapılınca kullanıma kapatıldı.