(bkz: hadi baba sen yaparsın)
ülkemizin ihtiyacı olarak acilen başlatılması gereken akımdır. okumak cehaleti alır eşeklik baki kalır demiş atalarımız. sırf komşunun çocuğu üniversite bitirdi diye okuyor birçoğumuz. aileler sidik yarışında. arkadaşlar bu kadar üniversite okumuş adama ihtiyaç yok. bunu okuyan arkadaşım! sana gerçekten ihtiyaç var mı? okuduğun bölümle ülkeye katkın ne kadar olabilir bir düşün. çoluğu çocuğu lise düzeyinde okut tamam ancak üniversite birçok kişi için fazla. zoraki okumaya gerek yok. sanayi kötü bir yer değil, ticaret kötü bir şey değil.
cebinde parası olan tahsili zayıf aklı kıt kişilere patron demek durumunda kalmak yerine bunun bir düşünülmesi gerekmektedir.
ülkemizin ihtiyacı olarak acilen başlatılması gereken akımdır. okumak cehaleti alır eşeklik baki kalır demiş atalarımız. sırf komşunun çocuğu üniversite bitirdi diye okuyor birçoğumuz. aileler sidik yarışında. arkadaşlar bu kadar üniversite okumuş adama ihtiyaç yok. bunu okuyan arkadaşım! sana gerçekten ihtiyaç var mı? okuduğun bölümle ülkeye katkın ne kadar olabilir bir düşün. çoluğu çocuğu lise düzeyinde okut tamam ancak üniversite birçok kişi için fazla. zoraki okumaya gerek yok. sanayi kötü bir yer değil, ticaret kötü bir şey değil.
cebinde parası olan tahsili zayıf aklı kıt kişilere patron demek durumunda kalmak yerine bunun bir düşünülmesi gerekmektedir.
ulan hem ayrılıyosun hem niye merak edip kıskanıyosun,çok boktan , boğan duygu
hunharca yapılan bir eylem olup tepki olarak like işareti yaptığım doğrudur. biz de sizinle gezmek isteriz fakat motorlarımızda bagaj olmadığı gibi yanımızda sürekli yedek kask taşımıyoruz.
atatürk'ün kemiklerini mezarında sızlatan kanundur. dünya'da bir örneği daha olmayan kanundur. yanlış anlaşılmasın bu konuda konuşmak atatürk düşmanlığı değildir. adam yıllarca kendi ırkını yüceltmiş türk milleti zekidir, çalışkandır, muhtaç olduğu kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur. diye kendini paralamış hani bunu halk unutmasın diye kendi adını bile "atatürk" diye kabul ettirmiş. hani atanız türk buna vurgu yapmak istemiş ama bizim canım siyasetçilerimiz gelmiş vay efendim koruyalım kanun koyalım. la olum ölmüş gitmiş adama kanun koysan ne olur. açtığı yolda gösterdiği hedefte yürü işte. şimdi biri gelse tayyib'i koruma kanunu çıkartalım dese ne yapacaksın adam ölüp gidecek arkasından konuşmak bile yasak olacak. konuşanı hapse atacaklar. tabi bu öldükten sonra bile onun işine gelir o ayrı mesele. çok merak ediyorum ne zaman bizleri yöneten insanlar mantığıyla hareket edecek global bir vizyonla yönetilsek dünyanın tek sahibi oluruz ama tek eksiğimiz vizyon. neden türk halkını koruma kanunu yok da türk halkını yöneten insanları koruma kanunu var. nasıl bir paradoks bu bizi yöneten insanlar türk değil mi hani demokrasi vardı, hani bu ülkede herkes eşitti.
Kanun Numarası : 5816
Kabul Tarihi : 25/7/1951
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 31/7/1951 Sayı : 7872
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 32 Sayfa : 1842
Madde 1 – Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.
Yukarki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.
Madde 2 – Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır.
Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa
verilecek ceza bir misli artırılır.
Madde 3 – Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca re'sen takibat yapılır.
Madde 4 – Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 5 – Bu kanunu Adalet Bakanı yürütür.
Kanun Numarası : 5816
Kabul Tarihi : 25/7/1951
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 31/7/1951 Sayı : 7872
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 32 Sayfa : 1842
Madde 1 – Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.
Yukarki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.
Madde 2 – Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır.
Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa
verilecek ceza bir misli artırılır.
Madde 3 – Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca re'sen takibat yapılır.
Madde 4 – Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 5 – Bu kanunu Adalet Bakanı yürütür.
bir türkiye gerçeğidir. (bkz: lise mezunlarının türkiye'yi yönetmesi)
her ölümlü insan gibi cumhurbaşkanımızın vefatından sonra çıkacak kaos sonrası akparti'li insanlar tarafından meclise sunulacak ve kabul edilecek kanundur. herhangi bir ortamda kendisine hakarette bulunan insanlar hapse atılacaktır. (bkz: atatürk'ü koruma kanunu)
instagram
atalarının özgürlükleri için dağları erittiği, yaşadığımız coğrafyada son 78 yıldır olmayan bir histir. (bkz: 10 kasım 1938)
Bugün Türkiye'de ve dünyada yaşanan gerginliklerin temeli, hak ve özgürlüklerin dağılımındaki eşitsizliklerdir. Tarihin hiçbir döneminde, bütün dünyadaki uluslar aynı anda, aynı ölçülerde hak ve özgürlüklere sahip olamamışlardır. Bunun nedeni, o ulusun içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik koşulların seviyesidir. Atatürk de, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini, geçmişten gelen belli bir birikimin üzerine oturtmuştur. Uyanış ve silkinme ile kabuğunu yırtan Türk ulusu, dünya ile bütünleşmeyi başarmıştır. Atatürk'ün önderliğindeki bu uyanış, önce bireyden başlamıştır. Birey, kendini özgür hissettiği andan itibaren, yeteneklerini ortaya koymakta sınır tanımayacaktır. Kuşkusuz, tek başına bireysel özgürlük bir anlam ifade etmeyecektir. Özgürlüklerin topluma yayılabilmesi için bireysel özgürlüklere, yasal sınırlamalar getirilecektir. Bu sınırlama "Toplum Sözleşmesi" ile sağlanacaktır. Binlerce yıl, Tanrısal gücünü kullanan hükümdarların egemenliğinde yaşayan uluslar, ekonomik zorlamaların da etkisiyle birleşerek direnişe geçmişler ve Tanrısal gücün çökmesine neden olmuşlardır. Patlama noktası ise Fransız ihtilalidir. Sanayi devrimi ile birlikte, ekonomik ve siyasi haklarını, özgürlüklerini elde eden Avrupa halkının mücadelesi, kaçınılmaz olarak Osmanlı İmparatorluğu'na da yan sımıştır. 'Avrupa, ekonomik zenginliğe ulaştıkça, bireysel özgürlüklerin de sınırını genişletmekteydi. Avrupalı birey, mutlak ihtiyaçlarını karşıladıkça daha katılımcı, üretici ve yaratıcı olduğunu anlayarak, özgürlüklerin sınırını sürekli zorlamaktaydı ve bu zorlama sonsuza kadar devam edecektir. İnsan yeteneğinin sınırı yoktur. Bireyin bilinçli gelişimi, içinde yaşadığı toplumu da olumlu yönde etkileyecektir. Sanayi devrimini başlatamayan Osmanlı İmparatorluğu'nda, 19. yüzyıl ortalarında Avrupa'da eğitim gören aydınların etkisiyle, siyasi hak ve özgürlük bilinci yerleşmeye başladı. Ekonomik zenginlikle desteklenemeyen hak ve özgürlük is tekleri, Tanzimat ve Meşrutiyet yönetimlerinde anlam kazanmıştı. 19. yy ve 20. yy başları Osmanlı İmparatorluğu'nun hem ekonomik, hem siyasi çöküşünün en hızlı olduğu dönemdir. Bu yüzden imparatorluğun çöküşünü engellemek ve O'nu eski haline döndürmek, aydınların eylemlerindeki en önemli ilke olmuştur. (bkz: osmanlı imparatoluğu)'ndaki bireysel özgürlük arayışlarında, Avrupa'nın etkisi de söz konusudur. Ama Avrupa, bu özgürlükleri sürekli olarak, İmparatorlukta yaşayan müslüman olmayanlara vermek istemiştir. Böylece İmparatorluğun parçalanmasını he deflemiştir. Zaten İmparatorlukta en zengin sınıfı oluşturan müslüman olmayanlar, Avrupa'nın korumacılığı ile ayrıcalıklı konuma gelmişlerdi. Ne Tanzimat, ne Meşrutiyet (bkz: fransız ihtilali)'nin getirdiği hak ve özgürlükleri, ülke geneline yayarak köklü bir değişimi gerçekleştirememiştir. Ama bunun yanında, ileride Türk ulusunun kazanacağı hak ve özgürlüklerin itici gücünü oluşturmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nda, aydınların hareketi ile başlayan hak ve özgürlük arayışları, ilk olarak devlet yönetimini zorlamıştır. Padişahın yetkileri sınırlanarak, anayasası ve meclisi olan meşruti yönetime geçilmiştir. Ama bu dönemlerde İmparatorluğun ekonomik, siyasi bunalımları ve kesintisiz savaşlar halka cehalet, sefillik ve baskı olarak yansımıştır. Yeniden doğuşun simgesi olan Türkiye Cumhuriyeti, gerçek anlamda bireyine sahip çıkmış ve ülkesinin egemenliğini halkına bırakmıştır. Ulusallık bilinci ile birey haklarına, özgürlüğüne ve sorumluluklarına sahip çıkınca, Türkiye Cumhürriyeti'nin yaşam kalitesi artarak dünyayla bütünleşme gerçeği ortaya çıkacaktır. Bunun taşıyıcısı Atatürk ve devrimleri olmuştur. Bilim ve aklın öncülüğünde hareket eden bireylere emanet edilen Türkiye Cumhuriyeti'nin ışığı, diğer uluslardaki bireylerin de geleceklerini aydınlatmak üzere yanmaktadır.
Bugün Türkiye'de ve dünyada yaşanan gerginliklerin temeli, hak ve özgürlüklerin dağılımındaki eşitsizliklerdir. Tarihin hiçbir döneminde, bütün dünyadaki uluslar aynı anda, aynı ölçülerde hak ve özgürlüklere sahip olamamışlardır. Bunun nedeni, o ulusun içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik koşulların seviyesidir. Atatürk de, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini, geçmişten gelen belli bir birikimin üzerine oturtmuştur. Uyanış ve silkinme ile kabuğunu yırtan Türk ulusu, dünya ile bütünleşmeyi başarmıştır. Atatürk'ün önderliğindeki bu uyanış, önce bireyden başlamıştır. Birey, kendini özgür hissettiği andan itibaren, yeteneklerini ortaya koymakta sınır tanımayacaktır. Kuşkusuz, tek başına bireysel özgürlük bir anlam ifade etmeyecektir. Özgürlüklerin topluma yayılabilmesi için bireysel özgürlüklere, yasal sınırlamalar getirilecektir. Bu sınırlama "Toplum Sözleşmesi" ile sağlanacaktır. Binlerce yıl, Tanrısal gücünü kullanan hükümdarların egemenliğinde yaşayan uluslar, ekonomik zorlamaların da etkisiyle birleşerek direnişe geçmişler ve Tanrısal gücün çökmesine neden olmuşlardır. Patlama noktası ise Fransız ihtilalidir. Sanayi devrimi ile birlikte, ekonomik ve siyasi haklarını, özgürlüklerini elde eden Avrupa halkının mücadelesi, kaçınılmaz olarak Osmanlı İmparatorluğu'na da yan sımıştır. 'Avrupa, ekonomik zenginliğe ulaştıkça, bireysel özgürlüklerin de sınırını genişletmekteydi. Avrupalı birey, mutlak ihtiyaçlarını karşıladıkça daha katılımcı, üretici ve yaratıcı olduğunu anlayarak, özgürlüklerin sınırını sürekli zorlamaktaydı ve bu zorlama sonsuza kadar devam edecektir. İnsan yeteneğinin sınırı yoktur. Bireyin bilinçli gelişimi, içinde yaşadığı toplumu da olumlu yönde etkileyecektir. Sanayi devrimini başlatamayan Osmanlı İmparatorluğu'nda, 19. yüzyıl ortalarında Avrupa'da eğitim gören aydınların etkisiyle, siyasi hak ve özgürlük bilinci yerleşmeye başladı. Ekonomik zenginlikle desteklenemeyen hak ve özgürlük is tekleri, Tanzimat ve Meşrutiyet yönetimlerinde anlam kazanmıştı. 19. yy ve 20. yy başları Osmanlı İmparatorluğu'nun hem ekonomik, hem siyasi çöküşünün en hızlı olduğu dönemdir. Bu yüzden imparatorluğun çöküşünü engellemek ve O'nu eski haline döndürmek, aydınların eylemlerindeki en önemli ilke olmuştur. (bkz: osmanlı imparatoluğu)'ndaki bireysel özgürlük arayışlarında, Avrupa'nın etkisi de söz konusudur. Ama Avrupa, bu özgürlükleri sürekli olarak, İmparatorlukta yaşayan müslüman olmayanlara vermek istemiştir. Böylece İmparatorluğun parçalanmasını he deflemiştir. Zaten İmparatorlukta en zengin sınıfı oluşturan müslüman olmayanlar, Avrupa'nın korumacılığı ile ayrıcalıklı konuma gelmişlerdi. Ne Tanzimat, ne Meşrutiyet (bkz: fransız ihtilali)'nin getirdiği hak ve özgürlükleri, ülke geneline yayarak köklü bir değişimi gerçekleştirememiştir. Ama bunun yanında, ileride Türk ulusunun kazanacağı hak ve özgürlüklerin itici gücünü oluşturmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nda, aydınların hareketi ile başlayan hak ve özgürlük arayışları, ilk olarak devlet yönetimini zorlamıştır. Padişahın yetkileri sınırlanarak, anayasası ve meclisi olan meşruti yönetime geçilmiştir. Ama bu dönemlerde İmparatorluğun ekonomik, siyasi bunalımları ve kesintisiz savaşlar halka cehalet, sefillik ve baskı olarak yansımıştır. Yeniden doğuşun simgesi olan Türkiye Cumhuriyeti, gerçek anlamda bireyine sahip çıkmış ve ülkesinin egemenliğini halkına bırakmıştır. Ulusallık bilinci ile birey haklarına, özgürlüğüne ve sorumluluklarına sahip çıkınca, Türkiye Cumhürriyeti'nin yaşam kalitesi artarak dünyayla bütünleşme gerçeği ortaya çıkacaktır. Bunun taşıyıcısı Atatürk ve devrimleri olmuştur. Bilim ve aklın öncülüğünde hareket eden bireylere emanet edilen Türkiye Cumhuriyeti'nin ışığı, diğer uluslardaki bireylerin de geleceklerini aydınlatmak üzere yanmaktadır.
portekiz milli takim oyuncusu.
maç öncesi kanalın birinde bir yoruma denk geldim;
"adam gözü kapalı orta açıyor. neden, çünkü biliyor orada cenk var. cenk olmazsa talisca var. aynı ortayı negredo'ya yapamıyor. adamlar alışmış birlikte oynamaya..."
çok doğru bir tespit bu. hücum hattında öyle bir ahenk yakaladı ki cenk ile birlikte gerçekten muazzam.
herkes unutsa tarih unutmaz q7 reyiz. kral adamsın.
maç öncesi kanalın birinde bir yoruma denk geldim;
"adam gözü kapalı orta açıyor. neden, çünkü biliyor orada cenk var. cenk olmazsa talisca var. aynı ortayı negredo'ya yapamıyor. adamlar alışmış birlikte oynamaya..."
çok doğru bir tespit bu. hücum hattında öyle bir ahenk yakaladı ki cenk ile birlikte gerçekten muazzam.
herkes unutsa tarih unutmaz q7 reyiz. kral adamsın.
2010 lu yıllarda popüler olan anlık yazışma arama programı whatsapp'ın kurucusudur.