11 ekim 2005 sabahı aramızdan ayrılan kıymetli şair / yazar.

ne şâirler sevdim zâten yoktular..
yağmurlar giyerlerdi sonbaharla bir..
amerika'nın en büyük beşinci şehiri ve ilk başkentidir, ismini ise manisa'nın ilçesi olan alaşehir'den alır çünkü alaşehir'in antik ismi philadelphia'dır.
cogu arkadasimda gordukten sonra kendimde denedigim ve muhtesem bir saklama yontemi oldugunu dusundugum hede !

kredi kartlarim, fotograflarim, kimligim hepsi telefon kilifiyla telefonumun arasinda.
ankara'nın altındağ ilçesinde bulunan, 1925-2006 yılları arasında cezaevi-infaz merkezi olan günümüz müzesi.

ulucanlar cezaevi, o zamanlarki adıyla cebeci tevkifhanesi, 1925 yılında alman şehir planlamacısı carl christoph lörcher'in tavsiyesi üzerine şu an bulunduğu yere inşa edilmiştir. o dönemde binanın civarı boş ve ekilebilir arazi olduğu için, mahkumları çalışmaya teşvik edilebileceği ve topluma kazandırma yolunda güzel bir çalışma olabileceğini düşünmüştür lörcher. fakat cezaevi inşa edildikten sonra içinde infazlar gerçekleşmeye başlamıştır.
zaman içinde isim değiştiren tevkifhane sırasıyla Cebeci Umumi Hapishanesi, Ankara Hapishanesi, Ankara Cebeci Sivil Cezaevi, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi ve sonunda Ulucanlar Cezaevi adlarını almıştır.

açık kaldığı 81 yıl boyunca içinde 18 infaz gerçekleşen ulucanlar cezaevinde sayısız ünlü mahkum(siyasi, gazeteci vb) bulunmuştur. bunlardan bazıları şöyledir:
deniz gezmiş
bülent ecevit
nazım hikmet ran
necip fazıl kısakürek
muhsin yazıcıoğlu
yusuf aslan
hüseyin inan
erdal eren
ulucanlar cezaevi - yollarda-bul-beni-0bdMP

2006 yılında içindeki mahkumların başka cezaevlerine tahliyesiyle birlikte boş kalan ulucanlar cezaevi, 2009 yılında restore edilmeye başlanmıştır ve 1925 yılında yapılmış haline sadık kalınarak restore edilmiştir. restorasyon işlemleri 2010 yılında tamamlanmıştır. ulucanlar'ın 16 bin metrekarelik kısmı 2011 yılında müze olarak ziyaretlere açılmıştır.

içine girdiğinizde büyük bir yaşanmışlık ve hüzünle karşılaşacağınız cezaevi müzesinde, koğuşlardaki duvar yazılarının nasıl insanı etkilediğine de tanık olacağınıza şüpheniz olmasın.
ulucanlar cezaevi - yollarda-bul-beni-X25gN

bu ülkede yaşayan her vatandaşın ziyaret etmesi gerektiğini düşündüğüm bu müzede en etkileyici duvar yazısı ile kapanış yapılır: özgürlüğünü kaybettin, onurunu kaybetme
Osmanlinin son zamanlarinda imzaladigi sevr antlasmasi gibi benimde cokuse gectigim senelerde imzalayacagim antlasma.umarim maddeleri sevr kadar agir olmaz.
kalbiniz kırılmışken, belki reddedilmiş, belki ayrılmışken, aklınızda hala hakkında çok pozitif şeyler düşündüğünüz, hüzünlü ve depresifken çıkılan yolculuktur. genelde nereye gidildiği bilinmez, çokta umursanmaz. belki ondan uzaklaşmaya, belki de iyice yaklaşmaya. motosikletle, arabanızla, belki otobüsle. yavaş seyahat etmeyi tercih edersiniz, etraf siyahtır, belki kalbiniz kadar değil, dikkat dağınık. zaten başka birşey düşünemezsiniz. gece yolculuğu tercih edersiniz, saklanmak istersiniz herşeyden. yıldızlar size güzel hatıralarınızı hatırlatır, belki ufakta olsa gülümsersiniz. arada bir sigara yakmak için durursunuz, mevsimin sonbahar, esen rüzgarın hüznünüzü de almasını dilersiniz. kulağınızdaki kulaklık, en yakın dostunuz olur biranda. biryerde durmak ister, katlanamayacağınızı düşünürsünüz ama duramazsınız, yol da aşktır çünkü. istediğiniz gibi biryer bulma çabası olmaz, olmak istediğiniz tek yer, gidemeyeceğiniz yerdir. ama bir noktada durmak gerekir. havaya bakıp, yolculuğun bittiğinde hissettiğiniz huzur ve acınız dans eder içinizde. ama sabaha, sadece birisi kalır.
ankara büyükşehir belediyesi'nin aldığı karardan sonra acilen gündeme gelen konudur. sosyal medyada yankı bulmuştur ve imza kampanyası başlamıştır.

kampanya linki

ey gezgin sen de bir imza ver!
Ve şüphesiz bu su götürmez bir gerçektir.

Olay beğenmiyorsan dinleme değil bak ciddi ciddi çök kötü bestelenmiş lan. Müzikal anlamda tam bir yıkım saçma sapan yerlerde kesiliyor bir kere. Tam önlüğü parçalayacan şaha kalkacan böyle damarlar dolu dolu "tüten en son ocak o be!" diyoruz ve çat düşüyoruz. Jetonlu ataride oyun bitmeden süre biter de üzülürsün ya öyle bir şey. Geri kalan ''nim milletimin'' kısmını da düşüşe geçen rollercoaster efekti yaratıyor söylerken adeta ılık gödlü şirinlere dönüyoruz. Hayır biride çıkıp '' n'oldu olm ya ? giriyoduk az önce ? demiyor. işte bunun gibi birkaç daha yer var da yazmaya üşendim şimdi.

ayrıca bu kötü beste yüzünden çoğu insanın istiklal marşı'nı besteli bir şekilde söylerken anlamlarını anlayamadığını ve içten söyleyemediğini düşünüyorum. zira bütün cümleler, hatta kelimeler ayrı ayrı okununca saçma sapan bir şey çıkıyor ortaya. şahsen ilkokul 5.sınıfa kadar larda yüzen bir alsancak aradım, bulamadım.

hayır, gitarımızı alıp kampta da çalamıyoruz ki.
farazi v kayra'nın hayalet ıslığı albümünden tam ismi "Mevsim Olmayan Mekanlar V: Unutulanlar" olankaraçalı'nın eşlik ederek daha bir yüreğe dokunmasına sebep olduğu mükemmel şarkı.

ikinci yeni'ye yakın sözleri şöyle:

dinle
[Verse 1: kayra]

Kara göründü kursağımda insaf
Bur'da hiçbir korsan ölümle iflah olmaz
Acaba kimsin? Kim cenaze sahibi?
Geçerken uğradım demek nedir, yeterli mi?
Otur biraz soluklan daha yolun var
Keyfe bin keder çocuklar cebimde rüzgar
Kesseler bırakmam mİsafirimsin
Ölen birinden kalma pijamalar giyin
Cebimde var beş altı tane küp şeker
Sabah bir boş bulunup da istemişti benden
Ve pek tabi ki perdeler dokunma böyle kalsın
Her sabah gözümde kanlanan haramsın
Kara fonla başlar beş ay boyunca durmaz
Böyle susmak olmaz, birazcık anlat
Sen sihirbaz, kılıçlar yutturan
Birazcık anlat, böyle susmak olmaz

[Verse 2: karaçalı]

Bir kere gözünde buz kırıklarıyla hoşça kal dedim ederine
Kimim ben? Burası ne? Ağlamanın bedeli ne?
Benzediğinde yanan bir mendil yanan dinamite
İşte öyle dişimi sıkıp gömüldüm kederime
Mezemiz masada az mezgitimiz eksik
Şarkılar ve rakı var kokun kadar keskin
Dinlediğimiz hiçbir şarkı etmedi teskin bizi
Kin duvarda asılı kin or'da eğik resmin
Gidişin akşam oldu pazar kapanışı gibi
Sokaklar angarya ve çerçöp çadır ipi
Odanın içine radyodan sızan hayaletin
Çıkardık pillerini unutmayı hayal edip
Bir alçak bunu diyebilir ancak inanmam
Bir alçak buna gülebilir ancak
Biraz da kayboldum
Yoruldum ama kaçmadım
Savaş yanlısı saçlarından

[Scratchez: vinyl obscura]

[Verse 3: kayra]

Yer yarıldı, ivedilikle içine girdim
Yanımda kin falan götürmedim, ödünç verir misin?
Duvarı kanatarak bu ranzalarda yarım akıl yat
Ben değil fakat fotoğraflar hoyrat
Birazcık insaf, kimsenin değil sokak
Panayır ortasında aramadım ki matrak
Onca laf sonunda söyle var mı maksat?
Laçkalıklı harman imajlarla duyma yok sat
Hatırlayan mı var acaba neydi vicdan?
Kaldırımda dil bulup önce ben kopart'cam
Bacalarından dumanı ters çıkan vapurlar
Akşamüstü olmadan kara çelenk bıraktılar
Üstü neyse lafı dolandırıp tek satırda yazmadan
Karanlık puntolarda kendi kanlarıyla yarına kalamadan
Pek düşünmeden tek bir başlık attılar: Unutulanlar!